1:00 pm - Dikkat Göz Kalemi Kullanılırken Düşünülmesi Gerekenler
12:57 pm - Dudak Makyajı Bakın Nasıl Yapılır? İnce Püf Noktaları
12:52 pm - Selülit Sorunlarınızdan Kurtulmanın Yolları ve Tedavisi
12:47 pm - Cildinizi Yaşatmak Elinizde: Zararlı Alışkanlıklar
12:42 pm - Yağlı Ciltleriniz için Sizlere Krem Önerileri
12:37 pm - Çikolata Maskesi Yapımı Bakın Nasıl?
12:27 pm - Allık İpuçları ve uygun Makyaj
12:22 pm - Leke Tedavisinde Etkili İki Yöntem Bunlar Lazer ve Peeling
12:18 pm - Tüyleri Kılları gidermenin yolları
12:15 pm - Epilasyon Sırasında Dikkat Edilmesi Gereken Noktalar
Otuz Bir Yıllık Evliliğin Ardından, Eşimin Eski Cüzdanında Üzerinde Numarası Yazılı Bir Depo Anahtarı Buldum – Ona Söylemeden Oraya Gittim
Eşimin hayatındaki her gizli köşeyi bildiğimi sanıyordum — ta ki daha önce hiç görmediğim bir anahtar bulana kadar. Sonrasında yaşananlar, sadece evliliğimi değil, otuz yıldır sevdiğim adamı da sorgulamama neden oldu.
O gece Murat hastaneye kaldırıldığında her şey bulanıklaştı.
Ambulans. Göz alan ışıklar. “Komplikasyonlar var” ve “hemen ameliyata almamız gerekiyor” gibi cümleler.
Onu çift kapılardan içeri götürene kadar yanındaydım. Ardından beni durdurdular. O kapıların kapanma sesi, içimde gereğinden uzun süre yankılandı.
Doktor geri döndüğünde ameliyat bitmişti.
“Başarılı geçti,” dedi sakin bir sesle; sanki benim dünyam az önce yerinden oynamamış gibi. Murat birkaç saat daha anestezi altında kalacaktı.
Yatağının yanında oturdum, monitörün düzenli ritmini dinledim.
Hastane çarşaflarının arasında solgun görünüyordu. Alyansı hâlâ parmağındaydı.
“Beni çok korkuttun,” diye fısıldadım, duyamayacağını bilsem de.
Bir süre sonra hemşire eve gidip gerekli eşyaları almamı önerdi — kıyafet, kişisel bakım malzemeleri, telefon şarj aleti. Muhtemelen birkaç gün hastanede kalacaktı.
Başımı salladım; konuşmak imkânsız geliyordu.
Benim arabam servisteydi, bu yüzden onun arabasını almam gerekiyordu.
Ama eve döndüğümde ev bana yabancı geldi. Sanki duvarlar bile beni izliyordu.
Anahtarları ortada yoktu — ne tezgahta, ne kapı girişinde, ne de montunun cebinde.
Mutfağı iki kez aradım, sonra bir kez daha. İçimdeki huzursuzluk giderek arttı.
“Anahtarları nereye bıraktın?” diye mırıldandım sessizliğe.
O anda yedek anahtarlar aklıma geldi.
Onun şifonyer tarafına yöneldim — yıllardır savunduğu o meşhur “ıvır zıvır çekmecesine”. Fişler. Bozuk paralar. Birbirine dolanmış kablolar. Onunla hep dalga geçerdim.
“Bir gün bu çekmece bütün evi yutacak,” derdim.Devamını okumak için Ayrıntılar diğer sayfada haberimiz detayındadır..HABERİN DEVAMINI OKUMAK İÇİN FOTOĞRAF ÜZERİNDEN DİĞER SAYFAYA GEÇİŞ YAPINIZ.